Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

MARİA'NIN ŞAPKASI

Maria annesiyle birlikte New York şehrinde küçük bir dairede yaşıyordu. Ne genç ne de yaşlıydı. Çok kısa ya da çok uzun değildi, güzel ya da çirkin de değildi. O sadece ortalama bir kadındı. Büyük bir şirkette sekreter olarak çalışıyordu ve hayatı oldukça sıkıcı ve sıradandı. İş yerinde kimse ona dikkat etmezdi. İşyerindekiler, Maria’nın hayatının oldukça sıkıcı olduğunu düşünen insanlardı. Bir sabah, işine giderken, Maria caddede açılan yeni bir şapka dükkânı gördü. Meraktan dolayı içeri girdi. Dükkânda küçük bir kız ve ona şapka almaya gelen annesi vardı ve şapkaları deneyen başka bir müşteri daha... Maria da hoşuna giden bir şapka bulana kadar birkaç tanesini denedi. Bir şapka giydi ve harika durdu! Onu ilk fark eden küçük kızdı: “Anne, kadının o şapkayla ne kadar güzel göründüğüne baksana! ” Annesi de dedi ki: “Söylemeliyim ki, bu şapka sizde harika durdu!” İçeride olan başka bir müşteri de: “Hanımefendi, o şapkayla çok güzel görünüyorsunuz!” Maria aynanın...

EVRENDEN MESAJ VAR !!!!

Evrenden Gelen Mesajlar 1) Dikkatsizliğin Getirdiği Kazalar Mesela bugün serçe parmağınızı keskin bir yere vurmuş veya dirseğinizi birkaç defa bir yerlere çarpmış olabilir misiniz? Bu gibi kazalar evrenin aslında size yavaşlamanızı ve sonraki adımlarınızı atmadan önce düşünmeniz mesajını verdiğini gösterir. Böyle durumlarla karşılaşıp kendinize istemeden zarar verdiğiniz oluyorsa, bu aslında kendi hayatınızda sezgilerinizi görmezden geldiğinizi veya belli bir durumun ardında yatan gerçeği göremediğinizi gösteren bir işaret olabilir. Ayak parmaklarını istemeden bir yere vurmak sadece ufak bir kaza olabilir. Ancak sık tekrarlandığında, aslında evrenden gelen, yaşamınızdaki belli durumlara ışık tutacak mesajları fark etmek adına düşünmenizi tavsiye ederiz. .... 2) Unutkanlık Kendinizi sürekli unutkanlıkla veya kaybettiğiniz eşyaların yerini hatırlamakla cebelleşirken buluyorsanız, evrenin sizin için mesajı; “ilerlemeden önce öncelikle özgüvenini sağlayıp daha sonra a...
Bugün Afrika'da varlığını sürdüren kabileler arasında Himbalar, çocukların doğum günlerini doğdukları tarihe ya da gebe kaldıkları zamana göre değil de, annenin çocuk sahibi olmaya karar verdiği güne göre hesaplayan az sayıdaki kabilelerden biridir. Bir himba kadını çocuk sahibi olmaya karar verdiğinde, uzaklara gider ve kendi başına bir ağacın altına oturur. Gelmek isteyen çocuğun şarkısını duya na kadar sessizliği dinler. Bu çocuğun şarkısını işittiğinde, çocuğun babası olacak adama gelir ve şarkıyı ona öğretir. Çocuğa hamile kalacağı ilişkiyi yaşadıklarında, çocuğun şarkısını ona bir davet olarak birlikte söylerler. Gebe kaldığında, anne bu şarkıyı ebelere ve köyün yaşlı kadınlarına öğretir, öyle ki, çocuk doğduğunda, yaşlı kadınlar ve insanlar, doğan bebeğin etrafında toplanır ve ona hoşgeldin demek üzere, çocuğun şarkısını söylerler. Çocuk büyüdükçe şarkısı diğer köylülere de öğretilir. Eğer çocuk düşer veya yaralanırsa biri onu kaldırır ve ona çocuğun şarkısını söyler....

İSTEMEDİĞİN DEĞİL,İSTEDİĞİN ŞEYLERİ DÜŞÜN...

      Beynimizin doğal çalışma şekli “olumsuzu işaretleme” esasına dayanır. Beyin en rahat, olumsuzu programlamak­tadır. O yüzden, eğer beynimizden doğru yararlanmak ve ondan düzgün ve olumlu neticeler almak istiyorsak, cüm­lelerimizde ve telkinlerimizde olumsuz kelime ve telkinle­re yer vermemeliyiz. Çünkü beyin, “Hasta olmak istemiyo­rum” şeklindeki bir iç düşünceyi, “has­ta” kelimesiyle kodluyor ve siz ertesi gün bakıyorsunuz ki hasta olmuşsunuz. Veya “Yarın işe geç kalmamalıyım” de­diğinizde de beyin bunu “geç” kelime­siyle kodluyor. Ve ertesi gün işinize geç kalma ihtimalinizi as­lında siz yaptığınız hatalı kodlama ile arttırıyorsunuz. Oysa bu iki cümleyi “Sağlığımı korumalıyım” ve “Ya­rın vaktinde işimde olmalıyım” şeklinde ifade ederseniz, beyniniz bu cümleleri “sağlık” ve “vaktinde” kelimeleriyle kodlar ve kendi içindeki saati ve kurguyu buna göre prog­ramlar. Demek ki, bizim asla olumsuzu kurgulamamamız ve aklımıza getirmememiz lazı...

Kral ve dört eşi

Kral ve dört eşi "Bir zamanlar büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten kralın dört eşi varmış. Kral en çok dördüncü eşini severmiş. Eşinin bir dediğini iki etmez, her şeyin en güzelini, en iyisini ona verirmiş. Kral üçüncü eşini de çok severmiş. Bu güzel eşinin bir gün kendisini terk edeceğinden korktuğu için onu çok kıskanır, üzerine titrermiş. Kral ikinci eşini de severmiş. Kendisine karşı iyi ve sabırlı olan eşi kralın ne zaman bir derdi olsa onun yanında bulunur, sorununun çözülmesinde ona yardımcı olurmuş. Kraliçe olan birinci eşiymiş kralın. Onu çok seven, karşılık beklemeden seven, sağlığına ve hükümranlığına en büyük katkıyı sağlayan bu eşi olmasına rağmen kral birinci eşini sevmez, onunla ilgilenmezmiş. Bir gün kral ölümcül bir hastalığa yakalanmış. Yakında öleceğini anladığı ve öldükten sonra yapayalnız kalmaktan çok korktuğu için eşlerinin hangisinin ölümü kendisiyle paylaşmak isteyebileceğini öğrenmek istemiş. Kral en çok sevdiği dördüncü eşine ölüm yolc...

İsminizdeki harflere göre karakter analizi

1 . ( A ) ( A ) Harfi namus ve erdem sembolüdür . Ayrıca kişiye lider olmak şahsiyetini verir . ( A ) Harfi İnsanın keşif etme ve orijinal yaşantısına yön verir . İsminizin ilk harfi ( A ) İse Sağlam iradeniz mücadeleci bir gücünüz var demektir . ( A ) Harfi isminizin ilk harfi değil de isminizin içinde bulunuyorsa o zamanda tahakküm edici bir şahsiyetiniz var demektir . İsminizin içinde ( 1 ) Den fazla ( A ) Hafi varsa . Buda sizin macera sever Sadakatli Çalışkan ve verimli bir şahsiyetiniz var demektir . 2 . ( B ) ( B ) Harfi Hayat gücünü ifade eder . ( B ) Harfi kişiye canlılık ve heves verir . Beden ve ruh canlılığı ( B ) Hafinin etkisindedir . İsminizin ilk harfi ( B ) İse heyecanlı olurlar . Her zaman içinde bir yardımcı ararlar . Başkalarının görüşlerine de saygı duyarlar . İsminizin ilk harfi ( B ) Değil de ( B ) Harfi isminizin içindebulunuyorsa . kendinizi daha çok düşünen ve sağlığına aşırı düşkün olanve şüpheli ve kuşkulu bir kişiliğiniz var demektir . İ...

YAŞADIKLARIN TEPKİLERİNE GÖRE ŞEKİLLENİR;

YAŞADIKLARIN TEPKİLERİNE GÖRE ŞEKİLLENİR;  Google CEO’su Sundar Pichai, geçmiş yıllarda, hayata, olaylara ve olaylara verdiği tepkiyi gözden geçirmesine sebep olup onu Google CEO’luğuna kadar taşıyan kafa yapısına kavuşmasına sebep olan “Hamam Böceği Teorisi”ni şöyle anlatıyor; 👤Bir gün, sıradan bir restoranda oturuyor ve kahvemi yudumluyordum. Orada oturduğum esnada uçan bir hamam böceği aniden ortaya çıktı ve bir kadının üzerine kondu. Kadın, böceği görür görmez büyük bir panikle çığlık atarak zıplamaya başladı. Bir yandan panik içerisinde zıplarken bir yandan da elleriyle hamam böceğini üzerinden atmaya çabalıyordu. 🕷 🙌🏼Doğal olarak onun bu halini gören arkadaş grubuna da onunla birlikte paniğe kapılmaya başladı ve onlarda sağa sola sallanmaya başladılar. Bu esnada kadın, hamam böceğinden kurtuldu ve böceği üzerinden savurdu fakat ancak hamam böceği şimdi de gruptaki diğer kadınlardan birinin üzerine konmuştu! 🕷Şimdi de gruptaki diğer kadın için büyük bi...

Eğer Senin mutluluğun başka birinin elindeyse, Mutsuzluğun da onun elinde demektir.

İÇİMDEN BİR SES DİYOR Kİ; 🌪Eğer Senin mutluluğun başka birinin elindeyse, Mutsuzluğun da onun elinde demektir. Bu durumda onun kuklası durumuna düşersin O seni istediği zaman MUTLU, İstediği zaman MUTSUZ etme gücüne sahip olur. 👉🏻Bu güç karşısında boyun eğer köleleşirsin. Onun sana verdiği değer kadar DEĞERİN olur. Hayatın onun merhametine kalır. Acılar içinde kıvranır durursun  Halbuki; 👌🏻Sen ruhunla, zihninle, duygularınla ve fiziğinle tam ve eksiksiz yaratıldın. Yaradan sana değer verdi ve seni yarattı. Özene bezene özel yarattı Parmak izini bile farklı yarattı Bilmelisin ki... Bundan önce ve bundan sonra Bir tane daha Senin aynından olmadı, olmayacak da 🦋O kadar özel, o kadar nadir O kadar değerlisin Birtanesin. Şahanesin Çünkü Yaradan seni Kusursuz sevgisinden yarattı.  Eğer; Yaşam bir senfoni ise Sende şimdi yaşıyorsan Bu yaşam senfonisinde bir notasın Bir senfonide tek bir nota eksik kalsa... O senfoni detone olur, ya da bozulur Sen kendi gücünü başkasına verer...

Aynala beni anne..!

İnsan anne olunca, kendi çocukluğuna da bakıyor. Kendi büyüklüğüne de bakıyor.  Arada neler olduğuna da.  Sanki çocuğun bir suymuş, sen koca bir vazoymuşsun, o senin içine dolmuş ve şimdi deliklerin görünür olmuş gibi oluyor.  Sular fışkırıyor orandan burandan.  Su aldığın yerleri görüyorsun. Kusurlarını. Zayıflıklarını. Korkularını. Tahammülünü. Enerjini. Sevgini.  Bugüne kadar kimsenin sana tutamadığı aynayı, o sana tutuyor.  Bu ne bir dev aynası, ne bir cüce aynası.  Bu tam olarak seni senin boyutlarında gösteren gerçekçi ayna.  Işıklandırılmamış, hilesi hurdası olmayan gün ışığı aynası.  Her şeyin tüm çıplaklığıyla ortaya çıkıyor. Güneşin altındaki bir fıskiyeye dönüşüyorsun yani deliklerinle. İşin bu kısmı uzun yolculuk. Bu benim hislerimle gördüğüm.  Bir de duyup öğrendiğim ve bakalım yapabilecek miyim olan bir şey var.  Aynalama deniliyor buna.  Hakkında uzun uzadıya yazacak kadar bilgili de değilim ama bildiğim...

“KEŞKE”NİN PANZEHİRİ “İYİKİ”

“KEŞKE”NİN PANZEHİRİ “İYİKİ”  🍃İlki ne kadar pısırıksa, ikinci o denli yiğittir. “Keşke”, çoğunlukla bir “ahh”la kopup gelir ciğerden… esefler, hayıflanmalar, yerinmeler sürükler peşinden… ☘️“İyi ki” ise, muzaffer bir “ohh”la büyür; cüretiyle öğünür.“Keşke”li cümlelerde nasıl yaşanmamışlığın, yarım kalmışlığın o ezik tuzu kuruluğu varsa, “iyi ki”lilerde de göze alabilmişliğin, riske girebilmişliğin, tadına varabilmişliğin mağrur yaraları kanar. 🍃Okulu hiç kırmamışsınızdır, sinemada öpüşmemiş, bir kez olsun gemileri yakmamışsınızdır. Konuşmanız gerektiğinde susmuş, koşacağınız zaman durmuş, sarılacağınız yerde kopmuşsunuzdur. 🌪Bir insana, bir işe ömrünüzü adamışsınızdır. O insanın, o işin, o davanın, bunu hak etmediğini sezmenin hayal kırıklığındadır “keşke”… “Şimdiki aklım olsaydı” dövünmesindedir. ⚡️Geriye dönüp baktığınızda, ayıplara, yasaklara, korkulara, tabulara feda edilmiş, “Ne derler” e kurban verilmiş, son kullanma tarihi geçmiş bir yığın haz, bilinçaltından el ...
Birinin arkasından konuştuğunuzda sanıyorsunuz ki o kişi bunu duymuyor? Ahh ne kadar yanılıyorsunuuuz:) Size o kişinin dünyevi boyutta duymasa da ruhen bunu duyduğunu söylesem.. Aynen öyle..! Şöyle bir şey dinlemiştim yıllaar önce.. O zamanlar konuya bu kadar vakıf değildim ama beni etkilemişti. Gün boyunca eşinizin arkasından atıp tutuyorsunuz, söyleniyorsunuz, bütün o söylediklerinizi, duymuyor sansanız da ruhuna ulaşıyor o adamı-kadını daha eve gelmeden geriyor da geriyorsunuz. Sonra da “bana niye böyle davranıyor ben ne yaptım ki” diyorsunuz. Bunun yerine sevgi enerjisi gönderin, başka hiç bi şey yapmanıza gerek yok, bakın bakalım enerji nasıl değişecek. Şemsin sözünü hatırlayın “…Sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et..Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak.” Hepimiz görünmeyen bağlarla bağlıyız. Ruhlarımız arasında iletişim var. Ha bu arada:) Bazen birisini görüyor ve diyorsunuz ki sanki daha önceden tanıyor gibiyim, evet aslı...

Bir çok kişinin en büyük sorunu “hayır” diyememek

Bir çok kişinin en büyük sorunu “hayır” diyememek.  Hayır demekte çok zorlanıyorsunuz, hayır demeye utanıyorsunuz. Hayır derseniz karşınızdaki insanların kırılacaklarını düşünüyorsunuz. Bir çok durumda, sırf başkaları istiyor diye, kendi isteğinizi ikinci plana atarak, “Evet” diyorsunuz. İnsanlar üzülmesinler, kırılmasınlar. Peki bu arada siz ve sizin öncelikleriniz ne oluyor? Neden kendinizi sürekli arka plana atıyorsunuz? Neden öncelik hep başka insanların mutluluğunda? Kendinize bu soruları hiç sormadan otomatikleşmiş bir cevap “Evet!”. Üzerinde düşünülmeden ve aslında zoraki!. Ama, çoğu zaman, bunu kendinize bile itiraf etmiyorsunuz. Çünkü size öğretilmiş olan; önceliği kendinize tanımanın hem çok ayıp hem de bencillik olduğu. Kendine güveni olan, kendini seven ve etraftan sevgi ve onay görmeye ihtiyacı olmayan insanlar, rahatça hayır derler. Onlar, kendi mutluluklarının önceliğini düşünürler. Tabii ki sorumluluklarınızı yerine getirmekten kaçınmanızı öner...
Dokuz Kehanet / James Redfield (Kitap özeti) Dokuz Kehanet kitabı hayatı tanımlayan 9 anahtar ile açılan, gizemli bilgilerden oluşuyor. Peru yağmur ormanlarında bulunan elyazmalarında ortaya çıkan bu bilgilerden yola çıkarak hayatımızda hala meydana gelen olaylarla nasıl bağlantı kurabileceğimiz anlatılıyor... 1. TESADÜF DİYE BİR ŞEY YOKTUR.  Yaşadığımız her deneyimin ve hayatta karşımıza çıkan her insanın, bize bir mesajı vardır. Özellikle sorunumuz olduğunda, yanıtları bize verecek insanlarla karşılaşırız. Rastlantı yoktur. Ama bu rastlantılara nasıl yanıt vereceğimizi, bize iletilen mesajları algılayabilme kapasitemiz belirler. Yolumuza çıkan biriyle yaptığımız sohbet, o anki sorularımıza yanıt vermiyor görünebilir ama bu, yaptığımız sohbetin bir mesaj taşımadığı anlamina gelmez. Sadece, biz o mesajı alamamışızdır. .... 2. NEDEN YAŞADIĞINI CEVAPLA...  İkinci bilgi, gerçeklerin ve kendinin farkındalığı üzerine kurulmuştur. Neden yaşıyorsun? .... ...