Ana içeriğe atla

HERKES SEÇTİĞİNİ YAŞAR

 



HERKES SEÇTİĞİNİ YAŞAR


Bugün yaşayacağım her şeyi ben seçeceğim;


Ya kızacağım yağmura etrafı ıslatıyor, diye,


Ya da seveceğim onu çiçeklerimi suladığı için…


Ya sıkılacağım param yok diye,


Ya da harcamalarımı planlayıp, müsriflikten uzak kalmaya çalışacağım…


Ya sızlanacağım bozulan sağlığıma,


Ya da hayatta olmayı kutlayacağım…


Ya içli içli sitem edeceğim anne babama, beni büyütürken veremedikleri şeyler yüzünden,


Ya da onları yürekten seveceğim beni dünyaya getirdikleri için…


Ya sıkıntı basacak dikenli güllere katlanmak zorundayım diye,


Ya da dikenlerin gülleri var diyerek umut dolacağım…


Ya kaybettiğim dostlar için yas tutacağım,


Ya da yeni insanlarla yeni dostluklar peşinde koşacağım…


Ya işe gitmek zorunda olduğum için mızırdanacağım,


Ya da gidecek bir işim olduğu için sevinç dolacağım…


Ya ev işleri yapmak eziyet olacak bana,


Ya da işlerini yaptığım o evde aklımı, ruhumu ve bedenimi barındırabildiğim


için minnettar olacağım…


Belki yeni şeyler öğrenmek istemeyecek canım,


Ya kızgın olacağım -öğrenmek gereken ne çok şey var- diye,


Ya da ufak tefek de olsa faydalı ne varsa öğrenmeye çalışacağım…(alıntı)


Ne güzel söylemiş değil mi?


En çok hangisini yapıyor çoğunluğumuz? Kızmaları, sitem etmeleri, sızlanmaları, mızmızlanmayı değil mi?


Olumsuz düşünce içinde bütün olumsuzlukları sıralıyoruz,  arka arkaya hatta teselli eden ya da olumlu düşünenlerin, düşüncelerini çürütebiliyoruz.


Seçimler bizim. Biz seçiyor ve seçtiklerimizi yaşıyoruz.


Yağmur yağarken şemsiye almamayı seçtiğimizde, yağmura kızmanın bir anlamı var mı?


Pazartesi sendromlarına ne demeli? Oysa gidecek bir işimiz olduğu için mutlu olacağımız yerde.


En çokta ev işlerinde yaşarız bu olumsuz düşünceleri. Gözümüzde dağ gibidir günlük yapılacak her iş bizim için.


Oysa bir evimizin olması, evimizi kirletecek birilerinin olması, bir hareketin, bir sesin varlığı dünyalara değişilir mi?


O halde ne istiyoruz? Bizlere sunulan bütün güzellikleri görmek için neye ihtiyacımız var?


Yaşadığımız her üzüntünün, bazı ayrılıkların bir sebebi varsa çözümünün de var olduğuna inanmak gerek.


Çünkü her şey zıtlıyla mevcuttur.


Olumsuz düşünceler yerine, olumlu olanını seçmek, bizim için en önemlisi. “Bugün benim için gelen bütün güzellikleri olduğu gibi kabul ediyorum.” diyerek, olumlu düşüncenin temelini atalım…


Bazen de belirsizlikler içinde oluruz, her zaman her şey net görüntü vermez elbette.


Bunu içtenlikle kabule geçtiğimizde, tutunmadığımızda, belirsizlik düşüncesini serbest bıraktığımızda,  belirsizliğin de kendine has gücünden enerjisinden yararlanarak, hedefimize ulaşırız.


Bazen “ayrı olma, farklı olma” fikri bile bir enerji yaratır. Sevdiklerimiz ya da kendimiz kimi zaman olduğumuz gibi görünmeyi başaramayız.


Oysa diyebilsek ki “ bugün sevdiklerime ve kendime olduğu gibi görünme özgürlüğünü bırakıyorum.” ne iyi olur.


Genel anlamda kimse bizimle aynı olmak zorunda değildir. Bırakalım onlarda nasıl olmak istiyorsa öyle olsun. Sonuca bağımlı olmadan yaşayabilmek gerek. Sorunu çözmede inatlaştığımızda tam tersini yaşarız.


Oysa onu bir süre bıraksak, ondan ayrı kalsak, o belirsizliği gözümüzde büyütmeden, üzerinde odaklanıp belirsizliğin yaşanmasına sabırla fırsat versek, o zaman istediğimize doğru bir sonuca ulaşırız.


Durup bir düşünelim, gerçekleşmesini istediğimiz hangi düşünceye sıkı sıkı tutunup özgürleştirmiyoruz?


Ya da unutup gittiğiniz hangi düşünce gerçekleşti de siz, “ ben onu unutmuştum” diyerek söze başlayıp “inanmıyorum oldu mu, geldi mi?” gibi sevincinizi, şaşkınlığınızı dile getirdiniz?


Madem ki seçimlerimizi yaşayacağız, o halde diyelim ki,


“Ben para enerjisinin sevgiyle hayatıma girmesini seçiyorum.


Hayatın rahatlıkla ve kolaylıkla benim için akmasını seçiyorum.”


Kendimi seviyor ve onaylıyorum. Etrafımdaki olayları sevgi enerjisiyle kabule geçmeyi ve güvende olmayı seçiyorum.”


Bende değerli okurlarımın mutlu, sağlıklı ve huzurlu olmalarını seçiyorum…


Sevgiyle kalın…


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

 ABORJİN FELSEFESİ Bir kimse kızdığı zaman, yaşam enerjisi, su ya da kaygan kayalar gibi akmak yerine, her iki tarafa itilir ve keskin uçlu bir mızrak haline gelir.  Bu, bedenin içine girer ve organlara zarar verir. Kızgınlık aynı, bedende yara açan ve çıkarılması zor bir mızrak gibidir. 🍃 Gücenmenin uçları da sivridir ama onunkilerin uçlarında bir diken vardır, onun için bu insanın içine saplanır ve daha uzun süre orada kalır.  Gücenme kızgınlıktan daha zararlıdır çünkü ondan daha uzun sürer. 🍃 Haset, kıskançlık ya da suçluluk endişeden daha karmaşıktır ve düğümler karnında ya da derinin altında olabilir ya da bir başka yerde ki yaşam akışını yavaşlatabilir. 🍃 Üzüntü çok küçük bir bozulmaya neden olur. Ve keder aslında sevgi bağı olan bir çeşit üzüntüdür. Bu, hayatta kalan kişinin ömrü boyunca sürebilir. 🍃 Korku bazı şeyleri sona erdirir.  Korku kan akışını, kalp atışlarını, solunumu, düşünceyi, sindirimi her şeyi bozar.  Korku ilginç bir duygudur çünkü bu,...

MUTSUZLUKLAR EGO YOLUYLA GELİR...

Bir Zen üstadı sokak boyunca yürürken bir adam koşarak gelmiş ve sert bir şekilde ona vurmuş. Üstat yere düşmüş.Ayağa kalkmış ve önceden yürüdüğü yönde, geriye bile dönüp bakmadan tekrar yürümeye başlamış. Yanında bir öğrencisi varmış, Şoka uğramış “Bu adam da kim? Bu nedir? Böyle birileri yaşıyorken, herhangi birisi gelip sizi öldürebilir. Ve siz adamın kim olduğunu, bunu neden yaptığını merak edip dönüp bakmadınız bile” demiş Üstat da, “Bu onun sorunu, benim değil” demiş. Siz aydınlanmış birisiyle çatışabilirsiniz, ama bu sizin sorununuzdur, onun değil. Ve bu çatışmada incinirseniz o da sizin kendi sorununuzdur. O sizi incitemez. Bu bir duvarı yumruklamak gibidir canınız yanacaktır ama duvar değildir sizi inciten. Ego sürekli problem peşinde koşar Neden? Çünkü kimse size ilgi göstermezse, ego acıkmış hisseder. O ilgi ile yaşar Dolayısıyla, birisi size kızgın ve sizinle kavga ediyorsa, bu bile iyidir, çünkü en azından ilgisi üzerinizdedir Eğer birisi severse, iyidir Eğer kimse ...

HAYAT BİR EKO'DUR

Soru: Hayatımıza girenlerin bize ayna olduğunu çok geç öğrendim. Fakat kendime hep şu soruyu soruyorum. Birlikte olmak zorunda olduğum bazı kişilerin benimle karakter olarak hiç alakası yoksa bana nasıl ayna oluyor? ......... Yanıt: Çevremiz düşüncelerimizle oluşuyor. Mesela sevgilimizi, eşimizi nasıl seçiyoruz? Tesadüfen mi? Tabiki hayır! Bilinçaltı kayıtlarımıza dayanarak, frekanslar ve enerji ile karşımıza çıkıyor. Geçmişte en çok eleştirdiğimiz, yara aldığımız yada kınadığımız kişilerin neredeyse aynı karakterde olanıyla karşılaşırız ve bu durumu farketmeyiz. Yada tam tersi, geçmişte bize en ideal bir şekilde rol model olmuş (baba-anne) benzer özelliklerde biri girer hayatımıza...Yani kayıtlarda ne varsa o özelliklerde bir insana rastlarız yada aşık oluruz. ☝ Düşüncelerimiz imgelemelerimiz çok önemli, neyi istemez itiraz edersek onu kabul edene kadar, eleştiriden vazgeçene kadar yeni ortamlarda sürekli o kişilerle karşılaşırız. Bilinçaltı etki-tepki gördüğü kayı...