Ana içeriğe atla

Mutlu olmasını bilmeli



Hayatta mutlu olmasını bilmeli insan...


Mutlu olmalı demiyorum dikkatinizi çekerim! Mutlu olmasını bilmeli diyorum... Mutluluk insanın ayağına kendiliğinden gelmez... Ancak; onu davet ederseniz yerleşir hayatınıza... Ve işte o zaman istendiğini bildiği için  emin olun ki hep sizinledir.


Gözü yüksekte olursa kişinin olmaz; yaşantısı her daim sahte mutluluklarla dolu olacaktır... Sahtelik kokuyorsa elinizde ki mutluluk, bir süre sonra etkisi muhakkak geçecektir. Temeli sağlam olmalı... İnsanın içine işlenmeli adeta bir nakış misali... Kişinin gözlerinin içinden bile farkedilmeli... Ben mutluyum diye haykırabilmeli yüreği insanın... Ve bunu anlatabilmeli karşısında ki bir çift masum bakışa...

Ancak dışa yansıyorsa gerçek olduğu kanıtlanır mutluluğun... İşte o zaman çevresine de saçılır minik tohumları...


Düşünün bakalım çok mu zor mutlu olmak?

Çok mu zor mutluluk sarhoşluğuyla dans etmek?

Bence değil :)

Emin olun ki değil...


Mesela ufacık bir hediyeden mutluluk çıkarabilmeli insan... Ummadığı bir anda eline geçen bir hediyeden... Maddi değerinin olmasına gerek yok bu hediyenin... Sadece içinde barındırdığı hisleri yansıtması önemlidir, sizi mutlu edebilmesi için... "Seni düşünüyorum, çünkü benim için değerlisin" diyorsa yeterlidir... Çünkü insan değer gördüğü sürece mutluluğu daha rahat davet eder ve var olduğunu hisseder... Yalnız, maddi değer sorgulandığında anlamı yok olur gider.. Unutmayın mutluluk zaten para ile satın alınacak birşey değil...


Mesela minik bir tebessüm ile mutlu olmayı bilmeli insan... Tebessüm bedava öyle değil mi? Çikolatasını paylaşmak istemeyen bir çocuğun muzip gülümsemesi ile, veyahut paylaşanın masum gülümsemesiyle mutluluğu yakalayabilmeli insan... Önemli olan içtenlik, samimiyet, dürüstlüktür ve bunları hissedebilmektir... Art niyetsiz, en gerçek hisleri yakalayabileceğimiz, inanılası olandır çocuk gülümsemesi... Mutluluğun en önemli davetiyelerinden biridir... Bol bol çocuk gülümsetmeliyiz öyleyse :) Ve bu bence en kolay şey :)


Mesela her sabah güne uyanmak, nefes aldığını taa derinlerinde hissetmek, sağlıklı olduğunu bilmek... Mutluluk içinde yeterde artar bile.. Ama malum, hayatın stresinden kafamızı kaldıramıyoruz ki bu elimizdeki  mükemmellikleri görebilelim... Kaçımız sırf bunlardan dolayı mutluyum diyebiliyor? Ve bunu çevresine yansıtabiliyor... Çok azımız muhtemelen, ne yazık ki buna ben de dahilim :( Geç olmadan birşeylerin farkına varmalı ve burnumuzun dibinde ki mutluluğu yakalamalıyız...  Farkında olmadan hayatımız ellerimizden kayıp gidiyor diye üzüleceğimize, o anı yaşayıp mutlu olmalıyız aslında... Ve sevinmeliyiz tabi ki bize sunulmuş bu muhteşemlik için... Hepimiz birer mucize değil miyiz? Neden bunun tadını mutlu mesut, doyasıya çıkartmak varken; hüzün denizinde boğulmak için çaba sarfediyoruz ki?


Sorumluluklarımız var ve tabi ki olmalı, öncelikle onları en iyi şekilde yerine getirmeliyiz. Sonra kalan zamanımızı ne şekilde mutlu olacaksak öyle değerlendirmeliyiz. Belki gezerek, belki yemek yaparak, belki okuyarak ne bileyim belki de yazarak :) Siz bilirsiniz... O kadar çok neden var ki mutlu olmak için, yeter ki isteyin... Yeter ki yaratın ona zamanı :) Zorlamayla değil canı gönülden isteyerek yapın neyse o... Mesela ben şu anda bu yazıyı yazıyorum ve her kelimede kendimi daha da mutlu hissediyorum :) Ve bu cümleleri aklıma getirende şu yukarıda gördüğünüz ufacık hediye oldu :) Sizce maddi değeri var mı bu hediyenin? (İlaç firmasına sorarsanız var der o ayrı :)) Ama bana hissettirdiği bir maneviyat var... İşte size anlatmak istediğim tamda bu :) Haa siz anlamak istemezseniz o başka...


Bırakın tüm sorunları bir tarafa, azıcık kendinize vakit ayırın ve neyin sizi en çok mutlu ettiğini bir düşünün. Ve ona doğru adım atmaya başlayın. Hatta bence koşun :) Yakalayın mutluluğu ve sımsıkı sarılın... Ve tüm benliğinizle söz verin ona; "seni bir daha asla bırakmayacağım" diye...


Vaktimiz sınırlı ve geri sayım doğduğumuzda başladı öyle değil mi? ; )

İsterseniz sizde işe benim sloganımı kullanarak başlayın;

"BİT KADAR ŞEYLERDEN, DEV KADAR MUTLULUK ÇIKARMAK"

Haydi bakalım rastgele...


Sevgilerimle...💞


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

 ABORJİN FELSEFESİ Bir kimse kızdığı zaman, yaşam enerjisi, su ya da kaygan kayalar gibi akmak yerine, her iki tarafa itilir ve keskin uçlu bir mızrak haline gelir.  Bu, bedenin içine girer ve organlara zarar verir. Kızgınlık aynı, bedende yara açan ve çıkarılması zor bir mızrak gibidir. 🍃 Gücenmenin uçları da sivridir ama onunkilerin uçlarında bir diken vardır, onun için bu insanın içine saplanır ve daha uzun süre orada kalır.  Gücenme kızgınlıktan daha zararlıdır çünkü ondan daha uzun sürer. 🍃 Haset, kıskançlık ya da suçluluk endişeden daha karmaşıktır ve düğümler karnında ya da derinin altında olabilir ya da bir başka yerde ki yaşam akışını yavaşlatabilir. 🍃 Üzüntü çok küçük bir bozulmaya neden olur. Ve keder aslında sevgi bağı olan bir çeşit üzüntüdür. Bu, hayatta kalan kişinin ömrü boyunca sürebilir. 🍃 Korku bazı şeyleri sona erdirir.  Korku kan akışını, kalp atışlarını, solunumu, düşünceyi, sindirimi her şeyi bozar.  Korku ilginç bir duygudur çünkü bu,...

MUTSUZLUKLAR EGO YOLUYLA GELİR...

Bir Zen üstadı sokak boyunca yürürken bir adam koşarak gelmiş ve sert bir şekilde ona vurmuş. Üstat yere düşmüş.Ayağa kalkmış ve önceden yürüdüğü yönde, geriye bile dönüp bakmadan tekrar yürümeye başlamış. Yanında bir öğrencisi varmış, Şoka uğramış “Bu adam da kim? Bu nedir? Böyle birileri yaşıyorken, herhangi birisi gelip sizi öldürebilir. Ve siz adamın kim olduğunu, bunu neden yaptığını merak edip dönüp bakmadınız bile” demiş Üstat da, “Bu onun sorunu, benim değil” demiş. Siz aydınlanmış birisiyle çatışabilirsiniz, ama bu sizin sorununuzdur, onun değil. Ve bu çatışmada incinirseniz o da sizin kendi sorununuzdur. O sizi incitemez. Bu bir duvarı yumruklamak gibidir canınız yanacaktır ama duvar değildir sizi inciten. Ego sürekli problem peşinde koşar Neden? Çünkü kimse size ilgi göstermezse, ego acıkmış hisseder. O ilgi ile yaşar Dolayısıyla, birisi size kızgın ve sizinle kavga ediyorsa, bu bile iyidir, çünkü en azından ilgisi üzerinizdedir Eğer birisi severse, iyidir Eğer kimse ...

HAYAT BİR EKO'DUR

Soru: Hayatımıza girenlerin bize ayna olduğunu çok geç öğrendim. Fakat kendime hep şu soruyu soruyorum. Birlikte olmak zorunda olduğum bazı kişilerin benimle karakter olarak hiç alakası yoksa bana nasıl ayna oluyor? ......... Yanıt: Çevremiz düşüncelerimizle oluşuyor. Mesela sevgilimizi, eşimizi nasıl seçiyoruz? Tesadüfen mi? Tabiki hayır! Bilinçaltı kayıtlarımıza dayanarak, frekanslar ve enerji ile karşımıza çıkıyor. Geçmişte en çok eleştirdiğimiz, yara aldığımız yada kınadığımız kişilerin neredeyse aynı karakterde olanıyla karşılaşırız ve bu durumu farketmeyiz. Yada tam tersi, geçmişte bize en ideal bir şekilde rol model olmuş (baba-anne) benzer özelliklerde biri girer hayatımıza...Yani kayıtlarda ne varsa o özelliklerde bir insana rastlarız yada aşık oluruz. ☝ Düşüncelerimiz imgelemelerimiz çok önemli, neyi istemez itiraz edersek onu kabul edene kadar, eleştiriden vazgeçene kadar yeni ortamlarda sürekli o kişilerle karşılaşırız. Bilinçaltı etki-tepki gördüğü kayı...